İki Beden Tek Devinim: Kontak Doğaçlama – Sernaz Demirel

Bu yazı Mimesis Tiyatro/Çeviri Araştırma Dergisi’nin 13. sayısında, s. 341-345 arasında yayınlanmıştır. 

Sitemize http://mimesis-dergi.org/2007/10/iki-beden-tek-devinim-kontak-dogaclama/ ‘den aktarmaktayız.

Yazar bu makaleyi Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat ve Tasarım Anasanat Dalı, Sanat ve Tasarım Programı’nda hazırladığı “Başlangıcından Günümüze Kontak Doğaçlama Üzerine Sosyo-Kültürel Hayatın Etkileri” adlı yüksek lisans tezinden derlemiştir.

Beden artık günümüzde kalıplardan uzak, bağımsız olarak kendi özgün hareketinin arayışı içinde mekân ile olan ilişkisini sorgulamaya devam ediyor. Solo dans etmenin yalınlığının yanında, farklı bedenler ile birlikte devinimler yaratmanın yollarını arıyor. Kontak doğaçlamada beden, yanıt veren beden, bu yanıtı veren diğer bedeni dinleyen beden ya da bu iki bedenin beraberliği ile ortaya çıkan üçüncü bir dinamikten meydana getirerek tanımlanır. Beden diğer beden için tek başına yapamayacağı hareketleri yapabileceği bir yüzey görevini görür.

Beden, 20. yüzyıl balesinde, klasik bale hareketlerini yerine getiren bir araç olarak görülmekteydi. Isodora Duncan için hareket, balenin sert kodlarını dışarıda tutarak doğa, dalgalar, ağaçlar ve mevsimlerin dönüşümü gibi imajların beden yoluyla özgürce dışa vurumuydu.  Isodora Duncan, balede denge üzerinde yapılan hareketleri kırmak isteyerek risk alma merkezde olmayan hareketler (off-balance) üzerine de çalışmış ve modern dansın temellerini atmıştır. Isodora Duncan’la başlayan modern dans tarihinde insan bedeninin önemini fark ederek farklı hareket anlayışları getiren Ruth St. Denis, Mary Wigman, Martha Graham gibi dansçı ve koreograflar dışavurumcu-expresyonist bir anlayışla harekete yeni anlamlar yüklemişlerdirAmerikalı koreograf Merce Cunningham’la birlikte hareketin fiziksel boyutu ile ilgilenilmiş ve anlamdan uzaklaşılmıştır.

Modern dansta Merce Cunningham ile başlayan postmodern çalışmalarla birlikte, dansın dışında insanlarla kolektif çalışmalara yönelinmiştir. Hareket deneyiminde ortak bir dil, yaşam dışında ritüel bir seremoni yaratılmaya çalışılmıştır. Dansın dışında şiir, resim, yeni müzik, görsel sanatlar gibi farklı disiplinlerden gelen kişilerle çalışılmıştır. Happening’in materyalleri olan tekrar, bilgiye dayalı yapılar, eşzamanlı olaylar, tiyatronun görselliği, müziğin duyumu, gerçek objelerin resimde kullanımı gibi konular genç koreograflarca dans terminolojisine aktarılmıştır. Bu dönemde hedeflenen “dansın demokratikleştirilmesi” düşüncesi ile “non- dance” (dans olmayan) denemeleri yapılmaya başlanır. Değişen anlayışlarla şekillenen çalışmalar Merce Cunningham’dan çok etkilenen Steve Paxton’nın öncülüğünde kontak doğaçlamanın ortaya çıkışını sağlamıştır.

Ana düşüncesi ne olacaksa olmasına izin vermek ve akışına bırakmak olarak özetleyen, en az iki kişiyle yapılan ve liderlik olgusunu reddederek bireysel bir toplumda eşitlikçi bir yapıyı vurgulayan kontak doğaçlamanın hareket yapısı, 1970’lerin başındaki sosyal hiyerarşi ve geleneksel cinsiyet rollerini reddeden ideolojinin bir yansımasıydı. Onlara göre başka bir cinsiyetten ya da bedensel yapıdan biriyle ağırlık ve dokunma doğrultusundaki paylaşımlar, bireyin kendisi ve başka bir bireyle farklı bir yapısal paylaşım ve iletişim metodu geliştirmesine olanak sağlıyordu. Yönetmenin ve bir yöneticinin olmadığı grup, herkesin işbirliği içinde olduğu ve kimsenin dominant olmadığı eşitlikçi bir yapıyı sembolize ediyordu.

Steve Paxton ve arkadaşları, kontak doğaçlama formunu ortaya koymuşlar, ancak insanların ve bu dans pratiğini denemiş kişilerin forma katkıda bulunmalarına yorumlamalarına ve algılamalarına da izin vermişlerdir. Bir noktaya kadar dans formu dansçılara sanat ortaya koymak için ne yapmaları gerektiğini söyleyen koreografın yerini almıştır. Dans formu kendi başına bile aynı anda hem koreograf hem öğretmen rolünü üstlenmiş; sanat doğayı taklit eden bir kavram değil doğanın kendisi olmuştur.

1950’li yılların Rock’n Roll dansçıları, zenci dans geleneğinden uyarladıkları hareket özellikleri yoluyla kültürel değişime öncülük etmişlerdi. 1960’lar da Rock dansçıları karşı kültürün, muhalif kültürün simgesi olur ve bir dizi toplumsal mesajı, anlamı yakalarken, Rockçılarla aynı alt kültürün içinde bulunan, ama çok daha küçük bir grup oluşturan deneysel dansçılarda, aynı toplumsal mesajların bir kısmını farklı hareket tarz ve yapılarında dile getirmişlerdir.

Kontak doğaçlamacılar, 1970’li yılların başlarında Uzak Doğu savaş sanatları ve Rock’ın Roll dansının toplumsal düşünceler ve hareket özellikleriyle, deneysel dansın estetik kavramlarını ve dokunmanın orta sınıf üyesi insanlar arasındaki cazibesini birleştirdiler. Postmodernizm ile ortaya atılan fikirler kontak doğaçlamanın temel özelliklerini de yansıtmış ve bu dönemin sanat anlayışlarıyla kontak doğaçlama harekete ait olan ve değişmiş fikirlerin uygulama alanı haline gelmiştir.

Gelişiminin ilk yıllarında kontak doğaçlama yapanların uyguladıkları yöntemler çok küçük farklılıklar içermiştir. Bazıları sergileme, diğerleri bir araya gelip dans etme boyutuyla ilgilenirken, bir kısmı bu dans biçiminin estetik ya da atletik yönlerini vurgulamışlardır. 1980’lerden sonra ise hem dans etme tekniklerinde hem de dansçıların yaşam biçimlerinde ve sunu koşullarında yaşanan değişimlerin yol açtığı bir eğilim olarak kontak doğaçlamanın ilk yıllarında yakalanan teatral ve toplumsal itkileri bir arada barındırma özelliğinin zayıfladığı görülmektedir.

Süreç içinde kontak doğaçlamacıların teknik yetenekleri giderek geliştiği için ve bir dans türü olarak kontak doğaçlamanın çerçevesi iyice netleştiğinden, yetenekli ve yeteneksiz dansçılar arasındaki fark daha da görünür olmuştur. Öte yandan, yetenekli olanlar sahnelemeye yöneldikçe, temsile yönelik olmayan bir dans türünü teatral bir biçim olarak koruma konusundaki zorluklar iyice açığa çıkmıştır.

Kontak doğaçlamacılar, 1970’li yılların sonlarında, söz konusu düşüncelere destek sağlayan toplumsal temelin yok olmasından sonra aynı düşünceleri ve devinim özelliklerini küçük topluluklarda yaşatırlarken, bazı sahne dansçıları da kontak doğaçlamadan edindikleri teknikleri koreografiye uyarlar. Dansçıların teknik olarak gelişmesi, beden estetiğinin anlamını da değiştirir. 1970’li yıllarda şok etkisi yaratan durumların artık izleyici üzerinde etkisinin kalmaması da insanları hareketi biçimsel olarak geliştirmeye yöneltmiştir.

Bill T. Jones’un “Kontak doğaçlamanın ilgilendiği dağınıklıktı” sözleri değişen düşünce anlayışının farklılığını vurgulamaktadır. Değişen yaşam şekilleri ile birlikte dağınıklık artık istenen bir özellik değildir. Kontak doğaçlama anlayışında olmayan liderlik anlayışı daha sonraları organizasyonsuzluğun nedeni olarak görülmüş; rahatsızlık duyulmaya başlanmış ve organizasyonsuzluk kabul edilemez bir hal almıştır. Günümüzde de organizasyonsuzluk insanları karmaşaya sürükleyen bir durum olarak görülmektedir.

Her dönem modern dansçıları o döneme özgü yeni bir özgürlük anlayışından bahsederler, o özgürlüğün beden bulduğu stil ise farklılıklar gösterir.  Bu anlayışla birlikte kontak doğaçlamanın tarihsel değişimi göz önünde bulundurularak modern dans gibi yenilikçi bir yapıya sahip dans formunda hareket stillerinin oldukça çabuk gelişebildiği görülmektedir.

1980’lerden sonra artan kapitalizm, bireysellik, liderliğin tekrar ön plana çıkması gibi durumlara paralel olarak değişen düşüncelerle birlikte kontak doğaçlama da bir süzgeçten geçmiş; düşünsel alt yapıları süzülmüş ve sadece teknik bir form olarak görülmeye başlanmıştır. Her ne kadar teknik olarak algılarımız değişmiş ve günümüzde kontak doğaçlama sahne üzerindeki koreografik çalışmalarda bir hareket stili olarak kullanılır hale gelmişse de kontak doğaçlama halen toplumsal yapının oluşturduğu hareket yapısı ile işteş niteliğini koruyarak sosyal bir dans formu özelliğini sürdürmektedir. Bu özellik bir düet formunu ve bu form da her zaman için partnerinin farkında olmayı, onu dinlemeyi ve dokunmayı temel alan özellikleri içinde barındırır.

Kontak doğaçlama 1970’li yıllarda bir hareket ortamının, hareket üzerinde düşüncelerin üretilmesi için bir araç niteliğindeyken dönüşerek günümüzde çağdaş dans tekniğinin içinde bir dans formu olarak algılanmaya devam etmektedir. Toplumsal yapının bedenle ifadesi anlayışı şu an teknik olarak çalışılması gereken bir form özelliğine bürünmüştür. Bu da aslında modern dansın tarihsel ve ifadesel gelişim yapısı ile ilgili bir durumdur. Modern dansın, özünde bulunan bu anlayışla, sosyal, kültürel ortamdaki değişiklikler, politikalar, trendler, değişen yaşam şekilleri bedenle ifadesini farklı hareket stilleri ve farklı formların oluşabilmesi olarak ortaya koyabilmiştir.

Kaynakça

1. Novack, C.J., (1990), Sharing The Dance, The University of Wisconsin Press, Wisconsin.

2. Zaborah, Z., (1995), Action Theater, Improvisation Presence, North Atlantic Books, Berkeley.

3. Belz, C., (1972), The Story of Rock, Oxford University Press, New York.

4. Contact Quaterly, 1976- 1983, Sayı: 1-13.

5. “Fall After Newton: Contact Improvisation 1972- 83”, 1988. Contact Collaborations, Inc.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s